30 Mayıs 2013 Perşembe

Çin Yolcusu Kalmasııııııınnn!!!! :)))

     face sayfamdan gelen cevaplar üzerine Çin maceramı anlatmaya başlıyorum arkadaşlar.
     
     şimdiye kadar bana Çin'le alakalı sorular soran,ne yedik ne içtik havası suyu nasıldır,insanları nasıl vs..merak eden herkese uzuuun uzun anlattım,çünkü hep söylerim Çin benim ikinci vatanım,ve hiç bıkmadan sabaha kadar Çin hakkında soru cevaplayabilirim.yani Çin ve Çince hakkında soru sorulması beni mutlu ediyor,çünkü o günlere dönüyorum..

     işin aslı şu ki ben hala Çin i çok özlüyorum,çoğu zaman rüyalarıma konu oluyor bu durum.rüyamda ya Çin de oluyorum yada uçağa binip Çin e gidiyorum.. 

    duygusal biri olduğum herkesçe bilinir,hassasın da ötesinde hassas biriyim;çok kolay ağlayabilen ama ağladığını kimseye göstermeyen bi karakterim var..o yüzden duygusal konulardan elimden geldiğince uzak durmaya özen gösteriyorum diyoruuuuuum ve işin eğlenceli kısmına geçiyorum.

    2006 yılında süper lise Yabancı Dil bölümünden mezun oldum.Öss den gelen sonuç istediğim üniversiteye ve bölüme yetmiyordu maalesef.O aralar İngiliz Dili ve Edb.okumak istediğimden tutan Kore dili,Kayseri Erciyes Çince,Almanca İtalyanca vs istemedim.yanlış anlaşılmasın,oralarda bu bölümlerden mezun bir çok arkadaşım var ama ben bu bölümleri o zamanlar düşünmüyordum.
       bir arkadaşımın daha önce Çin e gitme teşebbüsü olmuştu ama vazgeçti maddi sebeplerden dolayı.o zaman bunu duyduğumda verdiğim tepki aynen :''ya ne işin var taa bilmem kaç bin km ötede,Türkiye mis gibi memleket suyu çıkmadı ya?!!''   şeklindeydi ve sonradan böyle dediğim için çoook güldüm.

     benim bu ukalaca sözümden hemen yedi sekiz ay sonra ben Çin e giden uçaktaydım çünkü.:))

     hikayeme döneyim,o arkadaşımla 2006 haziran sonu gibi tekrar karşılaştık bir yerde.durduk yerde,üstelik de daha Öss sonuçları açıklanmamışken ve ben henüz istediğim bölüme gidemeyeceğimi bilmiyorken,ortada hiç birşey yokken şimşek çakıverdi beynimde:
    ''ya şu bahsettiğin Çin işini şöyle ayrıntılı bi anlatsana!!''dedim.
 sağolsun o da bildiği kadarıyla bahsetti.durur muyum,esti bi kere kafaya;hemen karar verdim:Çin e gidiyorum ben!!!

     valla da billa da ayynen böyle oldu!!
     hemen bi koşu telefona sarıldım annemi aradım ''anne ben Çin e gidiyorum!!''diye.
     aramızda geçen diyaloğu olduğu gibi aktarıyorum:

     ben:anne...yle karşılaştık o Çin e gidecekmiş zamanında,sonra olmamış.anlattı benim de kafama yattı bu iş;ben Çin e gidiyorum!!
    annem:tek başına mı?
    ben:hee..
    annem:tamam kızım gidebilirsin!!
    ben:hıı??!!!
    ben:nasıl yani?anne şaka yapmıyorum bak çok ciddiyim ben?
    annem:yoo ben de çok ciddiyim yavrum,istiyorsan gidebilirsin!! üniversite değil mi,ha Ankara İstanbul ha Çin çok da farketmez!!
   ben:yehhhuuuuuu!!!!

   geri fonda Ankara havası çalıyor,aslında çaldığı falan yok beynimde hücreler çiftetelli oynuyormuş ondan kaynaklanıyor verdim kendimi oynamaya!!!
  
     tabii ki gerçekte oynamadım!!sevinçten kudurmakla meşguldüm sadece ahahaha :D

     gözükaralık  ve cesaret yönünden anneme çekmişim kesin..kadıncağız git dedi ya;sorgu sual yok,kız çocuğu ne yer ne içer demedi!!
    
     bu kadarcıkla bitti,annem izin verdi ve ben hobaaa valizi aldım elime uçağa bindim sanıyorsanız yanılıyorsunuz;çünkü babamı ikna etmek o kadar kolay olmadı..

     tam bir ay sürdü babamın ikna olma süreci..ama önceki postta da dedim ya,nasibim oradaymış ve babamın da onayıyla Çin yollarına düştüm.

    bu arada bir tanıdığımızın aracılığıyla Guangzhou da bulunan bir bayana ulaşıldı,ondan okumak istediğim okulla ilgili detaylı bilgi aldım.havası nasıl,giderken nelere ihtiyacım olacak,yanımda neler götürmeliyim vs epey bir soru sordum,çünkü örneğin Çin de bizim bildiğimiz beyaz peynir,Türk çayı,zeytin,kakao  vs olmadığını bilmiyordum o zamana kadar mesela.

   detayları öğrendikten sonra bir yandan babamla birlikte pasaport işlemlerine başladık,ben de bir yandan valiz hazırlama sürecine girdim.süreç diyorum ilk sene için hakikaten çok sancılı bir süreç oldu benim adıma;çünkü uçağa binerken malumunuz üzere bagaj sınırı var ve o yıl bagaj sınırı 25 kg du.

     düşünebiliyormusunuz;ben bir sürü eşya aldım çarşafından terliğine,havlusundan şampuanına-ne alaka değil mi sanki Çin de şampuan yok:))-yiyecekten çaya..ve valiz sadece 25 kg ile sınırlı, uçağa yanına alacağın el valizinin sınırı da o zaman maksimum 9 du sanırım.şimdi 12 kg diye biliyorum..
   
    ''evde tartı yok ben nasıl valiz tartarım?'' diye kara kara düşündüm günlerce..en sonunda naptım;kakaosundan çayına,kabartma tozundan zeytin peynirine teek tek ambalajların üzerindeki gramajları hesapladım hesap makinasıyla:))))))))))

   giyecek olarak zaten orada görüştüğüm arkadaş''amaan mont falan getirme ayakkabı kıyafet buradan alırsın herşeyi''şeklinde konuştuğu için iki pantolon iki gömlek şeklinde hazırlanıp valizi kapattım..

   haa,giysi ve ayakkabı buldum mu gidince?hayır!!

  o rezil durumuma sonra ayrıntılı şekilde döneceğim..

  hazırlıklarımı yaptım,ve 2006 19 Eylül akşamı saat 19.25 te Emirates uçağına bindim.

  e tabi bunun bir de Ereğli den İstanbul a gidiş süreci var,o da evlere şenlik durun anlatayım:
    
  bünyesel midir yoksa başka birşeyden mi kaynaklanıyor bilemiyorum ama ben her yolculuk öncesi zombiye dönüyorum,yola çıkacağım günün gecesi sabaha kadar uyuyamadan ya kitap okuyorum ya da film izliyorum pc den..
   
  bir de ilk kez aileden bu kadar uzun süre ayrı kalacağım,hele hele deli gibi yükseklik korkusu olan,sandalyeye bile çıktığında başı dönen ayakları titreyen ben yarın uçağa binip binlerce feet yukarıya  tee bulutların üstüne çıkacağım..düşüncesi beni o gece uyutmadı. 
  
   serde ablalık da var tabi,Şule o zaman ilkokul bire yeni başladı,onun okula başladığını görmemle gitmem bir olduğu için ayrıca üzüldüm.. kimseye belli etmedim tabi..

   neyse sabah arabaya bindik otogara vardık biz,tabi sülalenin yarısı orada:annemin teyzesi,eşi eniştem,onların çocukları gelinleri,yine annemin dayısı ve eşi Döndü yengem,babaannem dedem,halam,iki amcam yengem..bizimkiler..derken otogarda herkes o sabah bu yirmi kişilik  gruba baktı durdu.. bi de sanki asker uğurluyoruz ha,herkes sırtıma sırtıma vuruyor askere gitsem bu kadar olurdu hahaha:)))
   
     bizim sülalede de bi huy vardır,heyecanlı sülele miyiz neyiz kimse-amcalarım hariç-pek de normal bi ses tonuyla konuşmaz.herkes o sabah otogarda bangır bangır yayın yaptı resmen,kızımız Çin e gidiyor aman da maşallah!!diyerekten..
   daha bitmediii!!!Döndü yengemle babaannem iki elti bunlar girmişler benim bineceğim otobüsün ofisine,içeride koltuklara oturmuşlar..su almaya mı girdim neye girdim bilmiyorum şu an,bi de baktım bu ikisi ağlıyor zırıll zırıl :)
   ''babaanne yapma bak annemi de ağlatacaksın''dedikçe daha çok ağladılar..teselli etmeye çalıştım,cık yemediler..
    ''vay gurbete gidiyor da tek başına nereden buldu oraları da,ben istemedim gitmesini de,başına bişey gelirse de...''
    sonunda otobüsün kalkma saati geldi,anons yapıldı ve herkesle kucaklaşıp büyüklerin ellerinden öptüm.annemi en sona bıraktım çünkü belli etmesem de ona çok düşkünüm,uzuuun uzun sarıldık birbirimize en son.helallik aldım,ve otobüse bindim.
    babam ve dedem de benimle geldi havalimanına,uğurlamak için..
    
şimdi bende yükseklik korkusu var ya,otobüs Anadolu yakası tarafından Boğaz köprüsüne girdi mi;Allaaaah benim eller buz gibi terlemeye başladı..sadece ellerim mi eminim o an yüzüm de kağıt gibiymiştir :D babam anladı hemen,''korkma korkma inan uçağa biner binmez hemen alışacaksın''dediyse de ben yemedim tabi bu numarayı,çünkü babamda da yükseklik korkusu var;''beni uçağa bindirdiğiniz an kalp krizinden giderim abooooo!!'' tarzında söylemleri olduğu için evvelden de,yemedim yemem.

    ama yapacak pek de fazla birşey yoktu,son olarak havalimanında düzensiz atan kalp ritmime daha fazla dayanamadım,babama rica ettim bana uyku hapı aldı..hapı dörde bölmem gerekiyormuş,çok etkiliymiş..

   kullandım mı uyku hapını?arka fon:hayııırr!!

 uçaktan deli gibi korkan bana uçağın hareket etmesiyle tuhaf bi cesaret geldi,hatta eğlendim bile denebilir.hele uçağın hızlanıp hızlanıp da kalkış anına ba yıl dım!!yine de,hala en çok iniş anlarını ve bir şehre doğru yavaşça süzülürkenki o duyguyu seviyorum..

    ilk yıl giderken de Tr ye dönüşte de Emirates i tercih ettim. hem erken rezervasyondan bileti uyguna almıştık,hem şirket Dünya çapında bilinen bir şirket,hem de yemekleri helal olması sebebiyle tercih ettiğim bir havayolu firması.üstelik o yıl Thy nin Çin de sadece Pekin ve Şanghay a seferleri vardı,oysa ben Çince bilmiyordum ama Dubai üzerinden gidersem o zaman akıcı olan İngilizcemi kullanıp bir sıkıntım olduğunda rahatlıkla konuşabilecektim vesaire..
     
     artık uçaktaki ilk izlenimlerimi de anlatmıyayım,değil mi?
      
     yaklaşık dört saatlik uçuşun ardından Dubai Airport a vardık,-dık diyorum çünkü Guangzhou daki o tanıdığımın aracı olduğu ve aynı okulda okuyacak olan üç kişi daha benimle aynı gün seyahat ediyordu,dolayısıyla ilk uçak yolculuğum tek başına ve sıkıcı geçmedi.daha sonra da içlerinden biriyle aynı evde kalacaktım..

     Dubai'ye vardığımızda gece 01:30 civarıydı,aslında 00:30 ama saat farkı var.HongKong uçağımızın kalkmasına ise tam on beş saat vardı!! ne yaptık?ışıl ışıl Dubai Airport ta gezindik,Duty Free den alışveriş yapan insanların çokluğuna bakındık,ben bir ara kayboldum hatta :)) napayım havalimanı o kadar büyük ki,bizim Atatürk Havalimanı yanında bıdıcık kalır..kayboldum,ama arkadaşlar gelip beni buldulaar çünkü yerimden kıpırdamadım dedim nasıl olsa bunlar gelir geri... ahahahah :)))))

      yalnız beni almaya geldiklerinde epey korkmuşlar garipler,bulamayız sanmışlar..bu da güzel bi anı olarak kaldı..

      epey bi gezindikten,havalimanını inceledikten sonra bi mescid bulup içeri girdik.. hemen kendimize yer bulup uyuduk..o kadar yorgunluğa artık bünyem dayanamamış olacak ki,sızıp kalmışım resmen.. 

    komik bi olay oldu mescidde: biz uyurken içerideki-hangi ülkeden olduğunu bilmiyorum-bayanlardan birinin bebeği ağlamaya başlamış.susmuyor çocuk!! ağla ağla ağla sonunda ben de duydum,zaten taa İstanbul'a yola çıkmadan önceki geceden beri uykusuzum,yani 24 saat olmuş neredeyse hiç dinlenmeyeli;e yol yorgunluğu var bir de valiz çekeliyorsun..o yorgunluk ve uykusuzluğun getirdiği sinirle ben uykumda bebeğe İngilizce bağırmışım!!
       
    -miş li geçmiş zamanı kullandım çünkü bağırdığımı hatırlamıyorum bile,o kadar uykusuzum düşünün..
     arkadaşların sonradan gülerek anlattığına göre,yerimden kalkmışım,ve İngilizce olarak: ''biri şu bebeğin çenesini kapatabilir mi?'' diye bağırıp saniyesinde geri yatmışım..:)))))))

       sonra kalktık,Emirates yolcularına özel biletinizi gösterip damgalatarak içeri girip sınırsız açık büfe yemek yiyebileceğiniz çok şık bir restorana girip,oturma süremiz olan dört saatin neredeyse tamamında yemek yeyip dinlendik..o restoran artık ücretli olmuş!! öğrenince çok üzüldüm,çünkü çeşit çeşit ekmeğinden peynirlerine,reçel barından kek barına,çeşit çeşit omletine,hatta kuru fasulye pilavına,üç dört çeşit mısır gevreğinden yine sınırsız çay kahve meyve suyuna kadar şahane ötesi bir açık büfesi olan,insanın hayal gücünü zorlayan o yere artık öyle bi biletle giremiyorsunuz efendim..neyse,dört yıl boyunca yedik içtik daha ne??

    ertesi gün öğlen 14:30 uçağıydı sanırım,Hong Kong a yolculuk başladı.. bu sefer dokuz saate yakın sürdü,yine uyumadım.diğerleri zzzzzzz uyurken ben bolca film izledim..
    
    sağ salim Hong Kong a vardık.Guangzhou dan görüştüğüm o bayan karşılamaya gelecekti bizi,ama son anda işi çıkmış;yerine bir beyi yollamış.. ismi Ali'ydi beyefendinin,bizi çok sıcak karşıladı.Hong Kong dan Guangzhou ya araba kiralanıyordu o zamanlar,araba kiralanacak dedi para topladık ve özel devasa jipimize binip Guangzhou ya doğru yola çıktık.. 

     bugünlük bu kadar.yeterince uzun yazdım ve şu an bu yazı dizisini:)burada kesiyorum..devamı sinemalarda:))

    şaka şaka!! bir bölüm diziye yetecek kadar şey yazdım,devamı en kısa sürede gelecek..
   
     şimdilik hoşçakalın..
      ceycey..

    not:özellikle Çin maceralarımı okumak isteyenler;pamuk eller klavyelere!!güzel yorumlarınızı ve varsa sizin de anılarınızı bekliyorum..tek yapmanız gereken Google+dan beni bulup bloğuma yorum bırakmanız..


        
     
     

    
     


    

    

      

29 Mayıs 2013 Çarşamba

bloglovin ledim

<a href="http://www.bloglovin.com/blog/7905031/?claim=bre4ccga6ag">Follow my blog with Bloglovin</a>


artık sevdiğim blogları Bloglovin den takip edebileceğim.tam çözemedim daha ama olsun,her teknolojik olay gibi ona da alışma süresi veriyorum kendime.

biraz kurcalayıp öğrenirim ben nasılsa..

aynı zamanda günaydın diyeyim çünkü saat sabahın sekiz buçuğu..

hepinize güzel bir gün dileyip uykuma geri dönüyorum!!

kızmayın tamam?

zzzzzzzzz

:))

Çin Macerası 1 :)

       not:bu yazı bol miktarda Uzakdoğu reklamı içermektedir :))
       
    Üniversiteyi yurt dışında,hele hele Çin de okuyacaksın deseler,inanın ''de get!!''derdim.Ama oldu!!
     
    Çin e nasıl gittiğim,hangi şehrinde okuduğum,izlenimlerim,Çin deki ilk yılım ikinci yılım....üç dört derken emin olun hepsi için ayrı ayrı,uzuuuun uzuun bıktırıcı postlar hazırlayacağım.vakit azlığından ve aceleden dolayı affedin,şimdilik sadece girizgah niteliğindeki fotoğraflarla sizi başbaşa bırakıyorum;devamı gelecek:


                                bu resimdeki kızı tanıyanınız???



  
                           odamın penceresinden yolun ve binaların görünüşü
                               Guangzhou-Tianhe Bei District


                             ilk senemin 1.döneminde kaldığım apartman

       


         ve hangi yıl olduğunu net hatırlamasam da Çin e giderken            İstanbul semalarından bir kare..

         şimdilik bu kadar,ayrıntılarla en kısa sürede görüşmek üzere..
                               

biraz ondan biraz bundan:ortaya karışık bir post :)

 evet biliyorum bloğumu açtığımdan beri post yağmuruna tuttum-hatta bombardıman daha uygun-burayı,ama napayım o kadar çok şey birikti ki face sayfamdan buraya aktarıılması gereken..

adından da anlaşılacağı üzere belli bi konumuz yok,ortaya karışık olacak bu post..

öncelikle size kedim Doudou-Dodo- olarak okuyabilirsiniz (Çince ismi) tanıştırayım:

bu minik afacan hayatıma gireli yaklaşık bir yıl olacak,üstelik geldiğinde de muhtemelen on günlük falandı o yüzden muhtemelen yarın itibarıyla bir yaşına basıyor ..

kendisi benimle Denizli'den Bursa daki evime,Bursa dan da memlekete taşınarak yarı ömrü yollarda ve kafeslerde heba olmuş olan sadık can yoldaşım..

neyse duygusal moda geçmeyip en neşeli halimle devam ediyorum:

evinde bağı bahçesi yada saksı yetiştiriciliği yapanlar bilir,çilek mevsiminden geçiyoruz.bizim evin arka tarafı boş arazi,hafif yukarı doğru meyilli-bizim burada yama(yokuş)denir;evimizi aldığımız arsanın sahibinin orası da.. adam anneme o boş arsayı istediği gibi ekip dikebileceğini üstelik de kira istemediğini söylemiş biz arsayı alırken..annem de evimiz yapılıp taşındığımız günden bu yana oraya mısırından fasulyesine,bezelyesinden patlıcan kabağına çileğinden erik ağacına türlü şey ekip dikti..yengemle birlikte ekiyorlar,çıkan mahsulu de isteyen istediği kadar alıyor..

 annem yaklaşık altı ay kadar önce rahatsızlandı,ciddi üç ameliyat geçirdi ve uzun süre solunum cihazına bağlı yaşadı,değil yürümek nefes alamıyordu.kısacası son bir buçuk yıldır burada bahsetmek istemediğim türlü ağır imtihanlardan geçtik

 yine duygusal moda girdim-hoooop hemen çıkıyorum!!

işte annem o hasta olduğu dönemlerde hep bahçesini sayıkladı ''acaba yine yürüyüp bahçeme çıkabilir miyim?acaba bu sene birşey ekip dikmek nasip olur mu ki?'' diye..

çok şükür yengemin de büyük yardımıyla bişeyler ektiler,işte bu çilekler de onlardan biri.

ben eve döndüğümde annem daha dışarı hiç çıkmamıştı aylardır-yaklaşık bir ay oldu ben eve döneli- ve her gün pencereden elinde dürbünle çileklerini gözetliyordu inanabiliyor musunuz???

evet , her gün camdan dışarı elinde dürbün ''çileklerim çiçek açmış''diye bakan bi annem var benim ahahaha:))

ben de dayanamadım o haline, ''dur anne ben seni o zahmetten kurtarıp çileklerini ayağına getiricem'' dedim ve aynı gün kardeşimle çarşıya çıkarken bahçeden geçip çileklerin resmini çektim.

işte o meşhur çilekler:

annem tabi çok sevindi,ehihehe diyerekten güldü durdu..canım benim..

 şimdi bahçeye çıkıyor,tüm gün oyalanıyor ve onu tekrar eski sağlığına kavuşmuş görmek bizi de çok mutlu ediyor..yalnız bazen kızmıyor da değilim,güneşin altında üç saat dört saat ne yapıyor anlamıyorum!! kendini bu kadar yormasını da istemiyorum,iyileşse de çok yormamalı kendini,ama aynı küçük çocuklar gibi söz dinlemiyor   ''anne evde otursana '' dediğimiz halde..hatta inanmayacaksınız ama bazen kaşla göz arası evden kaçıyor:)))))

   nasıl mı?
hemen anlatıyorum:biz ev işlerine yada konuşmaya dalmışken,evde babam yokken,yada sabah biz zzzzzzzz uyurken bi bakmışız annem ortada yok!!   ''annem nerde?''  diyoruz,yok annem evde!! odalara bak balkona bak derken bi de bakıyoruz annem bahçeden bize el sallıyor ehiehi!!diye..gel de kızma..çocuk ruhlu benim annem çocuk!! ben de ondan almışım işte huyumu..

bu resmi de geçen Şeyda'yla sahile gittiğimizde laleler henüz kurumamışken çekmiştim:




ve o gün çimlerin üzerinde gezinirken bana modellik yapan minnak martı:


biliyorum amma da uzattım ama;bunlar son :
bahçemize taşınan babamın sokak kedilerinden bi tanesi. adı asker. ama dişiymiş sonradan hamile kalınca farkedildi. şimdi dört yavrusuyla birlikte babamla amcamın onlar için yaptığı kulübemsi yerde yaşıyor..

o kadar tatlılar ki yavruları,bak bak doyamıyor insan. işte asker ailesinden bi kaç kare:

                                                             bakarmısın şu tatlılığa!!


   


ve son olarak aile tablosu:asker yavrularını emzirirken evimizin penceresinden çektim bunu:



epey uzun ve bol fotoğraflı bi post oldu,şimdilik bu kadar yeter diyelim..

bi sonraki bol fotolu postta görüşmek üzere:)

sevgiler..
ceycey

28 Mayıs 2013 Salı

1.Geleneksel Kart Ailesi Mantı Günü :))

ne ailesi be,resmen sülale sayılırdık!! :) yok yok,bu daha ne ki;sülaleyi toplasak var yaaaa!!! nereden baksan en az elli kişi garanti!!
 evet,her zamanki gibi gene ben kendimi ortaya attım(ben atmasam bu fikirleri kimsenin ortaya atacağı yok ya hoş!!napalım ailenin en büyük torunu olunca böyle oluyor işte)

yengemler alt katta oturuyor(bizim apartman aile apartmanı,kendimize ait yani.alt katta halam-küçük amcam,orta katta yengemler,en üstte de biz oturuyoruz)ama geldiğimden beri gitmedim.işin aslı Yengemler alt kata taşındığından beri gitme imkanım olmadı çünkü başka bi şehirde çalışıyordum o sırada..
neyse konuya döneyim;o gün anneme''anne geldiğimden beri yengemlere hiç gitmedik,hadi alt kata inelim''dedim.annem yengemi aradı müsait mi diye sormak için;meğer o gün de yengemin kız kardeşi Melek yengemler gelecekmiş.Melek yengem diyorum çünküüüüüüü ay nasıl anlatayım şimdi bunun için ayrıntılı bi post daha yazmalı ama kısaca özetleyecek olursak Dilek yengem benim amcamın eşi,kızkardeşi de amcamın amcasının yani  babamın amcasının oğlunun;Engin abimin eşi..
   
''aaa denk geldi iyi işte biz de gidelim!!''dedik ve alt kata indik.inerken de annem amcamın bayıldığı o güzel kısırından yaptı.bi girdik içeri,yengemler mutfakta mantı açmaktaymış meğersem:)) ''kaynanamız seviyormuş!!''dedik ve biz d yardıma başladık..

mantılar yapıldı-çok yorucuydu doğrusu yapım aşaması-ve yendi.sıra geldiii en sevdiğim fasıla yani çay sohbetine...albümler çıkarıldı-kim olacak tabii ki ben istedim yengemden,ufaklık resimlerime bakmak için-eski günler anıldı bolca gülündü... işte o güzel geceden kareler..


üst resimdekiler soldan sağa :)) Numan-kardeşim Nurullah-Engin abimin küçük oğlu Kubilay..

alt resimdekilerse Numan ın kardeşi Rabia-ve bizim Şule..


bu arada burası yengemin mutfağı.ben çok sevdim..aydınlık ve güzel dekore edilmiş..

bu da toplu halimizden bi kare..ben yokum çünkü ailenin sadece çetesi değil fotoğrafçısı da ben olduğumdan hiçbir aile resminde görünmem ben :((

işte sülalemizin onda biri ehehehe :))

du bakiim!!yerde oturan uzun boylu jön iki amcamdan biri olan büyğk amcam.onun fotoğrafa göre solundaki ise Engin abim.abimin yanındakiler bizim gençler..
diğer koltuktaysa sırayla Melek yengem,Dilek yengem-amcamın eşi olan :D - ve annem var. önde kafası görünen o iki şahıstan sarı saçlı formalı olan Numan,diğeri de benim Japon güzelim Şeyda..


evvet;bu seferki hazırlıksız ama ona rağmen güzeldi.ve karar aldık-yine benim ortaya atmamla-bundan sonra her yıl Nisan ayında Mantı Günü düzenleyeceğiz.

seneye Mantı Gününde daha kalabalık bi ekiple görüşmek üzere efendim:)))
sevgiyle kalın..
ailenin afacanı canavarı vs vs :)


27 Mayıs 2013 Pazartesi

SAHİLDE GÜZEL BİR GÜN-YEĞENİMİN MAKET SERGİSİ

Geçen  hafta lisede okuyan büyük amcamın oğlu Numan ın maket sergisi vardı.tema olarak Safranbolu evlerini seçmiş,amcamla beraber iki ay kadar uğraştılar.çok emek verdiler ama ortaya gerçekten süper ötesi bir maket çıktı..
   sergi üç gün sürdü.aşağıda yeğenim ve maket evi:


gördüğünüz gibi;gerçekten şahane bi maket oldu.ellerine sağlık..diğer tüm maketleri de çektim..çok güzel şeyler yapmışlar:Kabe-i Muazzama,Mescidi Nebevi,Eyfel Kulesi,Galata Kulesi,Çin Seddi,Tac Mahal,Piramitler,Boğaz Köprüsü,Elhamra Sarayı vs..diğerleri şu an aklıma gelmiyor..Özellikle Eyfel Kulesi,Piramitler ve mumyanın yanında bolcana resim çekindik.Bu resimde Şeyda Şule ve ben Safranbolu evinin arkasında Charlie'nin Melekleri gibi poz verdik!! :) 

bu resimde de ben Eyfel Fatihi oldum,avcumun içine aldım onu!!!ehehe!!

Normalde zorlasan böyle poz veremem,çok da fotojenik değilim.Ama bu resmi beğendim..
vee bu da Şeyda'yla Şule'nin mumyanın başında dua ederken yakaladığım halleri:ben koptum siz de kopun!!

Allah rahmet eylesin!deyip hadi diğer resimlere bakalım:bu da Şulem,Eyfel le poz verirken:

ben yukarıdaki resimde yüzünü gizlemiştim,ama kendisi izin verdiği için artık sonraki resimlerde gizlemeyeceğim.Japon lara benziyor biraz kardeşim..sanırım Uzakdoğu'yla gerçekten bi bağ var ama,hadi bakalım...

bu da Şeyda..tutturdu ille ben de poz vericem Eyfel'le diye,çektik,ortaya böyle birşey çıktı :))

ve diğer maketlerden birkaç kare:

işte Galata Kulesi...

Bu da Mescid-i Nebevi.gerçekten çok emek harcanmış,uğraşılmıştı belli.Üstelik de yaklaşık beşyüz tl ye mal olmuş.Ortaya ise böyle güzel bir maket çıkmış..
Daha çok resim vara ama zaman darlığından dolayı şu an bu kadarını paylaşabiliyorum.
Bu postu hazırlarken İncesaz ve Jehan Barbur da bana eşlik etti.-ikisini de dinlemeyi çok severim-

postu burada bitirmek zorundayım,hepinizi öpüyorum..
yeni postla en kısa sürede görüşmek üzere,şimdilik beni özleyin azıcık :)


26 Mayıs 2013 Pazar

yaz geldi veeee...

bir haftayı geçti sanırım yazmayalı,bu arada çok  şey birikti yazacak..
öncelikle balkon sezonunu açtık :) artık bol bol denize nazır çay sofrası fotoğraflayıp paylaşabilirim!!
geçen hafta yeğenim-amcamın oğlu Numan ın lise olarak el sanatları sergisi vardı sahilde,üç gün sürdü;ailece onu ziyaret ettik destek olmak amacıyla.orada da blog için bolca fotoğraf çektim,tek tek paylaşacağım.
     bu arada Şeydayla bol bol tarif denedik,iki kez ağlayan pasta yaptık,iki kez de kısır.kardeşim diye demiyorum-heheuehe :D ama Şeyda güzel kısır yapar..anneme çekmiş sanırım..benim de keklerim meşhur olduğu için ilk ağlayan pastamızı beraberce yaptık,sonrakindeyse o kısır yaptı ben pasta..pişince de balkona çıkıp akşam sefası yaptık mamalar eşliğinde;ama fotoğraf çekmeyi unuttum bu sefer..
   yine geçen hafta Şeyda nın dershane arkadaşlarıyla pikniği vardı Köseağzı'nda,ben de kaynak oldum kenardan köşeden ehueheue!!bu tarz etkinlikleri asla ama asla kaçırmıyorum,acaip sosyal bir varlığımdır şahsen kendim :))
   piknik için de ayrı bir post hazırlamayı düşünüyorum..
   bu akşamlık bu kadar,kısa kesmem gerekiyor çünkü tüm gün oldukça rahatsızdım;yatıp biraz kitap okusam ancak kendime gelirim sanırım..
   söz verdiğim postlarda görüşmek üzere..
not:bu arada sayın blogger dostlarım,bana header ve bazı diğer konularda yardımcı olabilecek kimse var mı??

19 Mayıs 2013 Pazar

     BLOGDA İLK YAZI: NİHAYET!!

        Hayırlı olsun demek istiyorum kendime;çünkü üç yıl önce açıp bir post bile yazamadan kapattığım ve yolunu gözlediğim bloğuma sonunda ''hadi bi cesaret!''deyip bu sabah itibarı ile kavuştum a dostlar!!

        bir kaç aydır ön hazırlık aşamasındaydım,face hesabımdan sayfa açmıştım ve kendimi denedim düzenli yazma konusunda.umarım kendime mahçup olmam,bundan sonra buradan devam ederim..

       işin aslına gelince,uzun yıllardır-uzun dediysem hakikaten uzun,taa ilkokuldan bu yana- düzenli olarak günlük tuttum.üniversite döneminde taşınma telaşlarıyla hepsini yırttıysam da yazmaya devam ettim hep bi şekilde.denemeler yazdım,hatta halihazırda tasarladığım bir kitap projem var-üç yıldır o da gerçekleştirilmeyi bekleyen projelerden biri-,velhasıl hep yazdım..
     
         yazmak bana göre ister hobi deyin ister başka bi sıfat yakıştırın farketmez,bir ihtiyaç oldu hep.. kendimi yazarak hep daha iyi ifade edebilmişimdir.lise ve üniversite döneminde arkadaşlarımla birbirimize notlar yazardık,mektuplaşırdık aynı evde aynı sınıfta :) kısacası yazmak  hayatımın her döneminde iç içe olduğum bir eylemdi ,ki hala da öyle.dileğim yaşadığım sürece öyle olması..
          
          yazmak kadar hatta belki ondan da çok okumakla haşır-neşir olmayı seviyorum.yeni alınmış bir kitap kokusunu hiçbir şeye değişmem.yakın çevrem de bilir ki,bana her daim verilebilecek en güzel hediye;sevdiğimi bildikleri bir yazarın yeni çıkan kitabıdır..
         şimdilik fazla uzun tutmayacağım,çünkü sabahlamış bulunuyorum ve saat altıyı çeyrek geçiyor.uyusam pek de fena olmaz hani :)
    
        huzurla kalın..

          CeyCey