kim demiş yalnız başına tatile çıkılmaz diye?
çıktım,oldu :)
geçen sene üç gün kaldım bu aşık olduğum şehirde,kafamı dinledim.giderken yerlerde sürünen moralimi bi nebze düzeltirim diye düşünmüştüm,öyle de oldu.
hem tatil yaptım hem de amatör fotoğrafçılık alanında bi adım daha attım..
Tarihi Arasta Çarşısı.. arasta lügatte zaten çarşı demek,ama öyle kullanılmış napalım..
bu kapıdan girdiğinde insan,zaman aniden yüz yıl önceye dönüveriyor..araba sesi,karmaşa yok..sadece kuş sesi..
meşhur Boncuk Kafe..
kahvenin yanında ikram edilen karadut şerbetine müdavim oldum :)
sunumları da çok güzel..her masaya yaprak serpiştiriyorlar.. servis de aynı şekilde..
üç günlük tatil,hele böyle bir yerde..bana konaklama maliyeti sadece yüz tl oldu üç gün.. sebebi ise kışın gitmem,ve biraz da güleryüz :)
şehrin ortasından geçen dereler,üç tane kanyonla bölmüş şehri. bu da onlardan en güzeli,Akçasu Kanyonu..
hemen çarşı yerinde,şehrin tam göbeğinden geçiyor..
bu şehirde yaşlanmak istiyorum.
eski yapılarda,tarihi kapılara ve tokmaklara olan sevdamı tanıyanlar biliyor,artık siz de öğrenmiş oldunuz..
bu kapı da çektiğim onlarcasından biri.
bazılarına saçma geliyor,ama düşünün bi;o kapıdan kimler geçti,şu an hayatta olmayan?
evin babası,hanımı,sünnet çocuğu,evden gelin edilen genç kız, yeni doğmuş bebek..
hayatın kapısı da değil mi aslında,hani derler ya..
neler gördü o kapı,bekçisi olduğu evden kimin çıkıp gidişine şahit oldu??
düşünürüm..
o tokmaklara hangi ellerin dokunduğunu düşünürüm..
kısacası yaşanmışlık olduğu için severim kapı tokmaklarını..
zarafeti,inceliği artık umrumuzda olmayan kapı tokmaklarına bile böylesine güzel yansıtmış bir neslin torunu olduğum için gururlanırım onlarla..
ara sokaklarda keşfettiğim antikacı dükkanından..gümüş kahve takımı..
tarihi belediye binası..
cami bahçesinde yüzyıllardır sessizce cemaate eşlik eden güneş saati..
burası da tarihi Tokatlı Kanyonu :)
aşağıya bu merdivenlerle iniliyor,yürüyüş parkuru var nehir boyunca..
cennetten bir manzara gibi..
ki ben gittiğimde kıştı,ona rağmen bayıldım buraya..
şu an eminim daha da güzeldir.
üstte görünen o tarihi su kemerine çıkmak,yürümek yasakmış,uyarı tabelasını görmemiştim; sonuna kadar gidip geri döndüm.
işin komiği tabelayı geri dönünce farkettim :))
nedenini sorduğumda otel sahibi ''orası boğaz,hele kışın çok şiddetli rüzgar oluyor,bir kaç kişi aşağı uçmuş daha önce..'' demişti.
ne diyeyim,deli cesareti bu bendeki :D
burası da yine kanyonun devamındaki nehir..o mevsimde başka güzeldi,her yan kırmızı sarı turuncu bakır rengi sonbahar yapraklarıyla kaplanmıştı..
saatlerce yürüdüm..
bu fotoğafı,bu köprünün meşhur olduğunu bilmeden çekmişim :)
aslında bu minnak köprü çok meşhurmuş,Tarihi Taşköprü diye geçiyor.
o gece pencere dibinde bi ağaçta bülbül o kadar güzel öttü ki,sabah ezanına kadar uyutmadı.
sonra hazır uyanıksın kızım dedim,kalk.
peşinden de baktım ki uyursam tüm günü kaçırıcam,buz gibi havaya ve çiseleyen yağmura aldırmadım,vurdum kendimi yollara..
Safranbolu ya yabancı değilim ama her yerini de bilmiyorum tabi karış karış,ama çok küçük bir yer olduğundan kaybolma riskin neredeyse sıfır.
ona güvendim,bilmediğim yollara saptım :)
sabahın o saatinde tek başına sokakta resim çeken bu deliyi gören amcalardan biri de sanırım beni dergi yada gazete için fotoğraf çekiyorum sandı,''kolay gelsin kızııım'' diye selam verdi.
amcanın temiz kalbini bozmak istemedim,''sağolasın amca'' dedim,güldüm.
işte o sabahtan kareler:
bu eve gitmek için bu minik köprüden geçmek gerekiyor..
her gün buradan geçmek ne güzel bi duygudur..
masallardaki evler gibi :)
ev sahiplerinin şanslı olduğunu düşündüm..
gördüğünüz gibi,kimsecikler yok etrafta..
ve bi şehri,etrafta kimse yokken adım adım dolaşmak kadar güzeli de yokmuş:)
gitmeyeniniz varsa,sonbaharda gitmenizi tavsiye ederim..
emin olun pişman olmayacaksınız.
ceycey