Çin Yolcusu Kalmasıııınn!!! 2
Nerede kalmıştık??Guangzhou'ya doğru yola çıkmıştık,evet..
Hong Kong-Guangzhou arası 5 saat sürüyor,yol boyu o kadar saat kimsenin yorgunluktan ağzını bıçak açmadı..Şoförümüz teypten bir şeyler dinliyordu,bir ara dalmışım..kulağıma tanıdık tınılar gelince aydım,
''aaa e Türkçe şarkı çalıyor ya!!' dedim;herkes güldü saf halime :D Meğer Ali bey biz dinliyelim diye yanında getirdiği CD yi takmış..ah şu bendeki akıl...
Hani her ülkenin,her şehrin kokusu vardır denir ya.. Çin de ilk aldığım koku ağır,bunaltıcı neme karışmış okyanus tuzu kokusuydu..Başta koku arabanın içinden geliyor sandım,camları açtık ama hayııır;dışarıdan öyle baskın bir koku girdi ki ''en iyisi kapatmak''deyip yola devam ettik.
Guangzhou ya vardığımızda sabah saat dörde geliyordu sanırım..
Arabadan indiğimde ilk sözüm,''yüksekten başım döner'' oldu sanırım,binaların yüksekliği ilk başta gözümü korkuttu..şimdiyse gayet normal geliyor..
Ali bey hepimizi kalacağımız yerlere bıraktıktan sonra gitti.Yanımda benimle gelen kızlardan biri daha vardı,o da bizimle kalmak istedi.
Kalacağımız dairenin zilini çaldık,bende bi heyecan bi heyecan!!
Kapıyı kim açtı şu an hatırlamıyorum,ama daha içeri girmeden ilk gördüğüm son anda odanın birine girmekte olan,sonra da bizi görünce kocaman gülüşüyle bi anda içimi ısıtan Baobei (Betül) oldu.Baobei Betül'ün Çince lakabı,ismiyle değil de daha çok lakabıyla seslendiğimiz için bundan sonra Baobei deyince anlarsınız..
Uzatmıyayım,biz girdik içeri;herşey hem çok tanıdık hem çok yabancı..Evde üç dört kız var,hepsi Türk. Hiçbirini tanımıyorum,ama sanki hepsini de önceden görmüş gibiyim..Öyle garip bi his..
Sağolsunlar geliş saatimizi bildiklerinden,aç olacağımızı düşünüp sofra hazırlamışlar..Sofraya baktım,peynir bi gıdım,azıcık reçel,menemen,zeytin yoktu sanırım,ve Çin hayatım boyunca hepimizin kahvaltı sofralarının ayrılmaz bir parçası olacak olan patates kızartması..
''aha!''dedim,''ceyda aç kaldın kızım sen buralarda..''.Düşündüğüm gibi olmadı..
Kahvaltımızı yaptık,ama ben bi yandan yerken bi yandan da Baobei e bakıyorum çaktırmadan;'bu kızda girer girmez bana bu kadar iyi gelen şey ne?''diye. Kendisi de bloğu takip ediyor,Baobei işte sana bi itiraf:uzun süre seni dışarıdan gözlemlerim,sonra sinsi sinsi yaklaştım hahahahha !!
Biz atıştırırken kızlar yataklarımızı hazırlamış;yorgunluktan hemen sızıp kalmışım..
Uyandığımda...ile başlayan bir cümle kurarsam,bu hikaye 1.gün,2.gün diye başlar,6 yılı anlatırım.Kitap yazayım en iyisi''Çin'de Bir Uşak'' diye,daha kalıcı olur zannımca..Uşak dediysek,Karadeniz uşağıyız o açıdan..
İşte Çin'e gidiş hikayem..
Sonrası..vakit kaybetmeden okula kaydoldum,gerekli ders kitaplarını okulun alt katında satıyorlardı;oradan temin ettim ve harıııl harıl Çince çalışmaya başladım..
Çin de kampüsler bizdeki gibi dağınık halde değil;bizde her bölümün binası ayrı semtte hatta bazı fakülteler yakın şehirlerde bile olabiliyor.Çin'de öyle bir durum söz konusu değil,tıpkı bizdeki bazı özel üniversitelerdeki gibi,oradaki üniversitelerin tamamı yerleşke şeklinde.Kampüs yemyeşil,ağaçlıklı,göl manzaralı,içinde yaşayan yaklaşık on bin insana her açıdan yetecek şekilde düşünülmüş..
Bir kere bizim eve yakın olan,ve en işlek şehir merkezine en yakın olanı Batı kapısıydı;Batı kapısından giriyorsun,sağda hemen 7\11 var,Türkiye de adı bile bilinmeyen bir marketler zinciri..Onun hemen yanında fotokopiciler,yine doğumgünleri,mezuniyetler,sevgililer günü gibi özel günlerde hediye alacağınız iki üç hediyelik eşya dükkanı,yine bir sürü fotokopici,ve yine yerel bir market..O markette de bavuldan saç kurutma makinesine,leğenden defter kaleme kadar öğrenciler için gerekli olan ne varsa mevcut..
Sol taraftaysa öğrenci yurdu var,uzunca bir bina yol boyunca sizinle birlikte ilerliyor.
Yolun iki yanı da ağaçlarla dolu..Etraf yemyeşil,üstelik de bizim akıllı!üniversitelerin bazılarında olduğu gibi çimlere basmak yasak filan da değil..isteyen almış kucağına kitabını,okuyor.isteyen yanındaki arkadaşıyla çimlerde sohbet ediyor.yeri gelmişken;ben bu çimlere basmama olayına ezelden karşıyım arkadaş!! çimler basmak içindir,kedi köpekler üstüne çiş yapsın diye değil..
Tüm fakülte binaları,dekanlık,kütüphane,yemekhane binası,tiyatro salonu,spor salonu,yüzme havuzu hepsi de kampüste elinizin altında..
Resimdeki ben.bu anlattığım yoldan eve dönerken..
Bu fotoğraf ikinci seneme ait.O benim giydiğim berbat,rengarenk Hindistan'dan gelmişim görüntüsü veren tunik bi ara çok modaydı efendim,ilk sene sonunda İstanbul'dan almıştım..ve işte bu yol,o bahsettiğim Batı kapısından fakültemize giden yol..gördüğünüz gibi yemyeşil,huzurlu..
İlk izlenimlerimi,yaşadığım zorlukları vs. merak edenler oluyor bazen,onlara da yeri geldikçe değineceğim.
İlk gittiğimde sıcak çok etkiledi beni..sıcağa tahammülü olmayan biriyim,ve Guangzhou'nun sıcağı benim en ciddi imtihanım oldu diyebilirim orada..
Antalya'ya gidince ben böyle sıcak görmedim denir,ama Guangzhou'daki nem oranı Antalya'yı Adana'yı hiç edecek cinsten..Nem oranı yılın yaklaşık on ayı hep %90 üzeri,muson iklimi hakim zaten,tropikal meyvelerin yetiştiği,12 ayda 17-20 tayfunu orada yaşadığımız bir şehir işte..abartmıyorum millet,2011 yılında Guangzhou yu da vuran 17 tayfun olmuş..
Devam edelim,her evin her odasında ayrı,salonda ayrı klima var.Durulmuyor sıcaktan.bir tek mutfak ve wc lerde olmuyor,o da arkadaşlar bilirler,benim isyan bayrağını çekmeme sebep olan şeylerden biriydi''mutfakla wc ye de koysanız ya'' diye..hatırlıyorum,ilk gittiğimde sol gözüm sıcakta alerjiden dolayı dayak yemiş gibi morardı,ben bi de akıllı akıllı kaşıdım onu bi güzel,günlerce gözü mor dayak mağduru şeklinde dolandım etrafta..kim bilir görenler neler düşündü hakkımda??
Okula başlamama geri dönüyoruuuuum..döndüm! Okul güzel,hocalar samimi,sevecen,sıcak insanlar.Bizde falanca Prof.denilince millet oooooo!!yapar,oradaysa durum tam tersi;Prof.da olsa sana,hele de Türk sen selam veriyor..neden hele de Türk sen dedim,çünkü okuldaki Türkler çalışkan olduklarından,diğer milletlerden öğrenciler gibi''bu gece barda,gönlüm hovarda''modunda takılmadıklarından,ders notları ve sınıftaki durumları da güzel olduğundan hocalar tarafından bir dönem ağzımızın içine bakılıyordu diyebilirim resmen..
mesela bir keresinde hocalardan biri-ki okulda hiç de sevilmeyen,pasif bir hocaydı- bize sınıfta sorduğu bir Çinli sanatçının adını bilemeyince ''siz ne anlarsınız,Çin e gelmişsiniz onu bile tanımıyorsunuz''tarzında bişeyler saçmalayınca okul yönetimiyle görüştük ve hoca değiştirildi..yaaa,Türkler işte Türkler!! diğer milletlerden öğrencilerin nazını bizimki kadar çekmiyorlardı,biz deyince hooop ertesi gün bi baktık başka bir hoca gelmiş sınıfa..
şimdilik bu kadar yazıyorum,gün içinde devamı gelebilir..
Yorumlarınız benim için değerli,unutmayın.
en kısa sürede yine burada görüşelim,tamam??
sevgi ve huzurla kalın..
ağzınızın tadı hiç bozulmasın..
ay yeter kaçıyorum tamam!!
:))
Ceydacım o tunigin sarılı ve yesil tonda olanından bendede vardı hatırladınmı.. haha...yazılarınla beni o gunlerıme goturuyosun ..cok guzel gunlerd i..tesekkurler...
YanıtlaSilElifcim çok sağol,ben de yazarken o günlere gidiyorum:))
YanıtlaSilnasıl unuturum hafız,ikimiz Eminönü nden beraber aldıkdı ya onları :D
e yorum yaptığına göre ben ismini verebilirim bloğumda dimi??
elif hatırladın mı şunu:uyandın moooo??? :D ahahhahah
birbirimize böyle mesaj atardık sabahları :))
Ya evet SEN soyleyince hatırladınmı bak.. ipekten sonra hafızam iyice ge
YanıtlaSilriledi...hatırlamazmıyım..marikodan bize gecmisti.. ;))
:) haha evet:D korkutma beni ipekten sonra falan diye zaten evlenirsem çocuk yapıp yapmamakta kararsızım :D
YanıtlaSilben bunlara yarın bakayım hem tuniğin de güzel niye öyle diyorsun :)
YanıtlaSilkusura bakma adaşım,yeni gördüm yorumunu :(
Silteşekkürler,o senin güzelliğin :))tabiiki her zaman beklerim syafama:D çaya da gel lütfen :D